tarih ve dönem
ana sayfa / azınlıklar (diğer İstanbul azınlıkları)
| More
You need Java to see this applet.
Κωνσταντινούπολη
Türkiye'nın Rumları______
diğer azınlıklar
İstanbul Ermenileri
Ermeni cemaati ile yakın ilişki içerisinde olan Fatih Sultan Mehmet, Bizans
döneminde Batı Anadolu, Trakya ve Balkanlar'daki Ermeniler üzerinde
nüfuzu olan ve o tarihe dek Bursa'da bulunan Ruhani Reislik makamını
1461 yılında Patriklik seviyesine yükseltti.

Müslüman bir Sultan'ın bir Hıristiyan Patrikliği'ni tesisi, daha önce benzeri
görülmemiş bir olay olarak tarihe geçti. 15. ve 18. yüzyıllarda, Kırım, Doğu
Anadolu, İran ve Kafkasya'dan birçok Ermeni İstanbul'a göç etti. Giderek
genişleyen Osmanlı topraklarındaki tüm Ermeni cemaatleri İstanbul Ermeni
Patriği'ni milletbaşı olarak tanıdılar.

İstanbul'daki ilk Ermeni matbaası, bir din adamı olan Apkar Tıbir tarafından
açıldı (1567). Bitlisli 9. Hovhannes Golod İstanbul Patriği seçilince (1715)
Ermeni cemaatinin yaşamında kültürel bir rönesans başladı. Batı Ermenicesi
grameri hazırlandı. Ruhbanlık dışı ilk Ermeni okulu Tıbranots Kumkapı'da
öğretime açıldı (1790).
İstanbullu'ların ilk Ermenice gazetesi, Lro Kir Medzi Derutyan Osmanyan (Büyük Osmanlı Devleti
Gazetesi) yayımlanmaya başlandı (1832). İlk İstanbul Ermeni tiyatro kumpanyası Hasköy'de perdelerini
açtı (1858). 1850'lerin sonunda, Ermeni okullarının sayısı yalnızca İstanbul'da 40'ı aşıyordu. Yayımlanan
Ermenice gazete sayısı ise 20'yi buluyordu.

Ermeni Katolik cemaati özellikle Fransız Elçisi'nin çabalarıyla 1831 yılında İstanbul'da resmen oluştu. Bu
tarihten 20 yıl kadar sonra, 1853'te bu kez İngiliz Elçisi ile Amerikalı misyonerlerin çabaları sonucunda,
Ermeni Protestan cemaati kuruldu. Ermeni cemaati 15. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu'na
sayısız devlet ve bilim adamı, pek çok değerli sanatçı verdi.

Ermeni mimarlar, başkent İstanbul'u camiler ve saraylar başta olmak üzere, birbirinden güzel yapılarla
donattı. Bu yapıların pek çoğu bugün de ayakta duruyor ve kenti süslemeye devam ediyor. Ermeni
cemaatinin kendi sosyal ve kültürel meselelerine ilişkin talepleri 1840'lı yıllardan başlayarak, çeşitli
oluşumlarla Bab-ı Alî'den karşılık buldu.

Sultan 1. Abdülmecit'in emriyle, Ermeni cemaatinin yönetimi için ilk resmi Ruhanî ve Cismanî Meclisler
1847 yılında oluşturuldu. Nizamname-i Millet-i Ermeniyân adını taşıyan cemaat tüzüğü ise 17 Mart 1863'te
Sultan 1. Abdülaziz tarafından onaylandı. Halkın iradesine önem veren ve toplum yöneticilerini seçimle
göreve getiren Nizamname, ülkemizdeki halkçılaşma sürecinin belki de ilk yazılı belgesi oldu. 19. yüzyılın
sonlarına dek, İstanbul Ermeni Patrikliği'ne Orta Doğu'dan Avrupa'ya, Kuzey Afrika'dan ABD'ye çok geniş
bir cemaat topluluğu bağlı bulunuyordu. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu artık çözülme sürecine girmişti.

Çeşitli milletler imparatorluktan ayrılıp, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Osmanlı Ermenileri'nin büyük çoğunluğu
Osmanlı Devleti'nin geleceğine olan inancını sürdürüyordu, ancak bazıları, mevcut kargaşa ortamında can
ve mal güvenliğinden endişe duyduğunu ifade ederken buna kültürel otonomi gibi taleplerini de ekliyordu.
Küçük bir azınlık ise bağımsızlık kazanmanın peşindeydi.

Büyük devletlerin de çabaları sonucunda, kadim Türk-Ermeni dostluğu yavaş yavaş yerini güvensizlik
ortamına bıraktı. Ermeni literatürüne Medz Yeğern (Büyük Felâket) olarak geçen tehcirin sonuçları yıkıcı
oldu (1915).
Cumhuriyet Döneminde Ermeniler

1923'te Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu yeni
Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Osmanlı'daki çok
milletli sistem kaldırılarak, ulus devlet ve vatandaşlık
sistemi benimsendi. Ermeniler resmen azınlık
statüsüne geçtiler. İstanbul Ermeni Patrikliği 1922-27
arasında 5 yıl patriksiz kaldıktan sonra Muşlu I. Mesrob
Türkiye Ermenileri'nin 80. Patriği oldu.

Medeni Kanun'un kabulüyle birlikte Osmanlı
döneminde uygulanan her cemaati kendi dini
yasalarına göre yönetme şekli ortadan kaldırıldı. Patrikler, cemaatin dini ve sosyal kurumlarının ruhani
gözetmeni sayıldı. 1935'te Vakıflar Kanunu Resmi Gazete'de yayımlandı.
Kilise, okul, hastane, yetimhane gibi Ermeni kurumlarının bağlı olduğu tüm vakıflar, Vakıflar Genel
Müdürlüğü'nün denetimine geçirildi. 1942'de çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu tüm diğer azınlıklar gibi
Ermeniler üzerinde de yıkıcı etkiler yarattı. Cumhuriyet döneminde açılan ilk ve tek ruhban okulu,
Üsküdar'daki Surp Haç Tıbrevank Ruhban Okulu oldu (1954). Ancak 1969'da okulun teoloji bölümü
İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nce kapatıldı. Ermeni cemaati Kurucu Meclis'e olduğu gibi, daha sonraki
yıllarda T.B.M.M.'ye de milletvekilleri gönderdi. Dr. Zakar Tarver ve Mıgırdiç Şellefyan'dan sonra, 1960
tarihinden itibaren ise Meclis'te hiçbir Ermeni milletvekili yer almadı.

Türkiye Ermenileri Patrikliği'nin 500. kuruluş yılı 1961 yılında kutlandı. Yetim bir tehcir çocuğu olan
Yozgatlı Patrik I. Şnorhk, yurtdışında Türk diplomatlarına yönelen terörizmin giderek tırmandığı zorlu bir
dönemde görev yaptı. Verdiği demeçlerde, diaspora Ermenileri'nin Türkiye aleyhtarı gösterilerini hiçbir
zaman onaylamayacağını bildirdi.
İlk kez bir Cumhuriyet çocuğu, İstanbullu II. Karekin, Türkiye Ermenileri 83. Patriği seçildi (1990). Cemaati
2000'li yıllara taşıyacak olan 84. Patrik ise İstanbullu II. Mesrob oldu (1998). Bu topraklardaki geçmişi
2700'ü yılı aşan Türkiye Ermenileri, bugün 70 bini aşkın üyesiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük azınlık
nüfusunu oluşturuyor.
Büyük çoğunluğu İstanbul'da olmak üzere 33 kiliseye, ilk, orta ve lise derecesinde 20 eğitim kurumuna
sahip olan Türkiye Ermeni Cemaati ayrıca, hastane, vakıf, dernek gibi çeşitli cemaat kurumlarını da kendi
bağışlarıyla ayakta tutuyor.
İstanbul Yahudileri
T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın verilerine göre günümüzde
Türkiye'de yaşayan Yahudilerin sayısı 25.000 civarındadır. Türk
Yahudilerinin yaklaşık 22.000'i İstanbul'da, 2.000'i İzmir'de ve
geri kalan kısmı da Ankara ve Adana'da yaşamaktadır.[14]
Bugün Türkiye'de yaşıyan Yahudilerin yaklaşık %96'sını
oluşturan Sefaradlar'ın sayısı 24.000 civarındadır, %4'ü
oluşturan Aşkenaz Museviler'in sayısı 1.000 civarındadır. Çok az
da olsa Karaim mezhebine bağlı Musevi İstanbul'da
yaşamaktadır. Ladino dili (Yahudi İspanyolcası) 65 yaş üzeri
kişiler tarafından konuşulur, 65 yaşın altındaki Museviler
tarafından anlaşılsa bile artık konuşulamamaktadır. Bu yüzden
Ladino ciddi bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Halen İstanbul’da 19 sinagog hizmettedir ve en eskisi 1992 yılında 500. Yıl Vakfı tarafından restore edilen
Balat Ahrida Sinagogu’dur. En büyük ve başlıca sinagog ise ünlü Neve Şalom Sinagogu'dur. Bir süredir
artık hizmette olmayan 17. yüzyıldan kalma Karaköy’deki Zülfaris Sinagogu ise 500. Yıl Vakfı tarafından
Türk Yahudileri'nin Türkiye'deki 500 yıllık geçmişlerinin tarihçe özetini dünya kamuoyuna sunmak amacı
ile müze olarak düzenlenmiş ve Kasım 2001 tarihinde 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi adıyla hizmete
girmiştir.
İstanbul'da iki ve İzmir’de bir hastanesi, çok sayıda vakıf, hayır ve yardım kurumları, İstanbul Ulus’ta bir ilk
ve ortaöğretim kompleksi bulunan Ulus Özel Musevi Lisesi, toplumunun 1543 yılında başlayan uzun ve
parlak bir Türk-Yahudi basını (5.000 tirajlı Şalom gazetesi) gibi geçmişi mevcuttur. Ayrıca Gözlem Kitap
adında büyük bir yayınevi vardır.
Türk Yahudileri arasında değişik üniversitelerde görevli çok sayıda öğretim üyeleri, ticaret-sanayi ve
serbest mesleklerin her dalında ün yapmış işadamları, yazarlar, tarihçiler, sanatçılar ve basın mensupları
da bulunmaktadır.

İbrani kökenli Sefarad ve Aşkenaz Musevileri dışında, bir de Türk kökenli Museviler de vardır. Hazar
İmparatorluğu'nun bu dini benimsemesinden sonra Hazar ve Karaim Türkleri arasında yayılmıştır.
Türkiye'de de çok küçük bir Karaim Musevileri topluluğu vardır. Onun dışında Kırım, Dağıstan ve Doğu
Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde de Türk kökenli Musevi topluluklar vardır.
Aynı zamanda, Roma dönemlerinden de kalma Romanyot olarak bilinen Yahudiler de bulunmaktaydı.


kinci Dünya Savaşına girmeden Türk Yahudileri'nin durumu

934: Herkesin bir soyadı taşıması gerektiğini hükmeden Soyadı Kanunu yürürlüğe girdi. Birçok azınlığın
Türk soyadları aldığı görüldü; örneğin Yahudi şair Abraham Naon adını İbrahim Nom'a, gazeteci ve
düşünür Moiz Kohen adını Munis Tekinalp'e değiştirdi.
1935: TBMM'de Yahudiler aday olarak gösterildiler. Dr. Abravya Marmares ve İbrahim Nom liberal
görüşleriyle TBMM'ye girmeyi başardılar.
1936: Cemiyetler Kanunuyla Yahudi kurumlarının çalışması sınırlanmış oldu ve bazı Yahudi kurumları da
bu yüzden kapanmak zorunda kaldı.
İstanbuldaki Sinagoglar

Sinagoglar

Avrupa Yakasındaki Sinagoglar

Neve Şalom Sinagogu

1930’lu yıllarda Galata ve Beyoğlu’nda yaşayan Yahudi nüfusunun artmasıyla, yeni bir ibadethaneye
ihtiyaç duyulmuştur. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden yeni mezun olmuş olan Mimar Elio Ventura ve
Bernard Motola’nın projeleri kabul edilerek  25 Mart 1951 de açılan Neve Şalom, İstanbul’daki en büyük
sinagogdur. “Barış Vahası” anlamına gelen Neve Şalom Sinagogu’nun, şabat duaları dışında en önemli
özelliği, Türk Yahudi toplumunun, Bar Mitzva (13 yaş töreni), düğün, Brit-Mila (sünnet) ve cenaze gibi dini  
törenlerini gerçekleştirebileceği çapta geniş ve modern bir ibadet yeri olmasıdır.

Musevi Birinci Karma İlköğretim Okulu’nun Ulus’a taşınması üzerine boşalan binası kültür merkezine
dönüştürülmüş ve 1998 yılında Neve Şalom Kültür Merkezi olarak toplumun kullanımına açılmıştır.

6 Eylül 1986 Cumartesi sabah duası sırasında sinagogu basan Filistinli teröristlerin el bombalı ve makineli
tüfekli saldırıları ile o sırada sinagogda dua etmekte olan 25 kişi yaşamını kaybetti.
1 Mart 1992 Pazar günü iki terörüstün bombalı saldırısı mekandaki güvenlik önlemleri sayesinde hasarsız
atlatıldı.
15 Kasım 2003 Cumartesi sabahı ise Büyük Hendek Caddesi üzerinde El Kaide bağlantılı teröristlerin
patlayıcı yüklü kamyoneti havaya uçurması ile etraf kan gölüne döndü. Eş zamanlı olarak Şişli Bet İsrael
Sinagogu önünde yapılan saldırı ile toplam 24 kişi bu saldırılarda yaşamlarını yitirdi. Altısı dindaşımız olan
terör kurbanları ve ilk saldırı kurbanları Neve Şalom Sinagogu giriş salonundaki plaket ile anılmaktadır.

Aşkenaz Sinagogu

Avrupa stili görkemli dış cephesi ile bilinen bu sinagog 1900 yılında Avusturya kökenli Aşkenazlar
tarafından kurulmuş olup bir zamanlar Galata’da bulunan üç Aşkenaz sinagogunun en büyüğüdür.
Aşkenazlar ilk olarak 14. yüzyılda Almanya’dan buraya gelmişlerdir. Sinagogun merkezini örten geniş ve
parlak renkli kubbe yıldızlarla süslenmiştir. Avizeler Viyana’dan getirtilmiştir. Sinagogda bulunan birçok
levha Almanca olarak yazılmıştır.  Abanoz tahtasından yapılmış ehal’de (Tora Dolabı) bir Osmanlı kasrının
mimari formu göze çarpmaktadır: kubbeleri, at nalı biçimindeki arkları ve mukarnaları (oymalı sarkıtlar)
İslam mimarisinin tipik motiflerindendir. On Emir’in yazılı olduğu çift tablet bile at nalı biçiminde
şekillendirilmiştir. İki adet Azara (kadınlar balkonu) olan nadir sinagoglardan biridir. Sinagog, Aşkenaz
geleneklerine bağlı kalarak Bar Mitzva, düğün gibi dini törenlerini yapmaya devam etmektedir.

İtalyan Sinagogu

İtalyan Sinagogu, diğer bilinen adıyla “Kal de los Frankos”, 1862 yılında Italya Kralı’nın himayesinde
kurulan “İstanbul İspanyol Portekiz Ritinde Yabancılar Yahudi Cemaati” 1800lü yılların sonlarına doğru
bugünkü Şair Ziya Paşa Yokuşunda kurulur.  1931 senesinde, orijinal bina yıkılmış yerine bugünkü yeni
sinagog İtalyan Yahudi Cemaati tarafından inşa edilmiştir. Gotik stilde cephesi ve mermer merdivenleri ile
görülmeye değer bir sanat eseridir.

Hasköy Maalem Sinagogu     

Haliç'in kuzey yamaçlarında, Hasköy'deki İhtiyarlara Yardım Derneği'nin yakınlarında yer alan Maalem
Sinagogu; 1960'lardan günümüze kalmış sinagoglardan biridir. Sadece hafta içi gündüzleri ziyarete
açıktır. Sinagog'da haftalık Şabat Duaları gerçekleşmektedir.

Şişli Bet Israel Sinagogu  

Şişli de yer alan ve Neve Şalom Sinagog Vakfı'nın bir parçası olan Bet Israel Sinagogu 1920'lerde
kurulmuştur. 1950'lerde Yahudi nüfusunun bu civara taşınmasıyla büyütülmüş ve bugünkü halini almıştır.
En aktif ve yoğun sinagoglardan biri olan Beth Israel Sinagogu randevu ile ziyaret edilebilmektedir.

Ortaköy Etz Ahayim Sinagogu   

Ortaköy'de, Boğaz Köprüsü'nün Avrupa ayağı yakınlarında yer alan Etz Ahayim Sinagogu, 1941 yılında
yanmış; bu yangından geriye sadece mermerden yapılmış (Aron-ha-Kodesh) Ehal bölümü kalmıştır.
Sonrasında o zamanın midraşının bulunduğu yerde tekrar inşa edilmiştir. Sinagoga ziyaretler hafta içi
yapılmakta olup Şabat dualarına katılımlar önceden randevu alınarak gerçekleşebilmektedir.

Balat Ahrida Sinagogu     

Haliç'te, Balat yakınlarında 550 yıldan fazla bir süre önce Makedonyalı Yahudiler tarafından kurulan
Ahrida Sinagogu, 500.yıl kutlamaları için restore edilmiştir. Sinagog özellikle gemi pruvası şeklindeki
bimah'ı (kürsü) ile bilinmektedir. Sadece hafta içi günleri sabahları ziyaret edilmektedir.

Balat Yanbol Sinagogu     

Bizans döneminde Bulgaristan'ın Yanbol yöresi Yahudileri tarafından kurulan Yanbol Sinagogu 18 yy da
yeniden inşa edilmiştir. Balat'ta bulunan en eski iki sinagogdan biridir.

Sirkeci Bet Avraam Sinagogu     

Sirkeci'deki tren istasyonunun hemen arkasında yer alan Bet Avraam Sinagogu, Sultanahmet
Hipodromuna en yakın sinagogdur ve yürüyerek ulaşım mesafesindedir. Ziyaret etmek isteyenler önceden
başvuru yapmalıdır.

Kal Kadoş, Çorapçı Han Sinagogu     

1880'lerde Rus Yahudileri tarafından Kamondo'nun yardımı ile inşa edilen tarihi bir iş hanında bulunan
Kal Kadoş Çorapçı Sinagogu hafta içi sabah duaları için açıktır.

Bakırköy Sinagogu     

1800'lü yılların son dönemlerinden itibaren Bakırköy civarında yaşayan Yahudilere hizmet eden Bakırköy
Sinagogu, nüfusun azalması sonucu artık sadece Şabat duası için açılmaktadır.

Asya Yakasındaki Sinagoglar

Haydarpaşa Hemdat Israel Sinagogu     

Asya yakasında Haydarpaşa-Kadıköy arasında yer alan Hemdat Israel Sinagogu 1899'da açılmıştır.
Ziyaret ve dua için ön başvuru yapılması gerekmektedir.

Kuzguncuk Bet Yaakov Sinagogu     

Asya yakasında, Kuzguncukta 1878'de inşa edilen Bet Yaakov Sinagogu bir Rum Ortodoks Kilisesinin
hemen arkasında yer almaktadır. Kuzguncuk'ta yaşayan Yahudilerin burayı zaman içerisinde terk
etmesine rağmen, Sinagog eski Kuzguncukluların dualara gelmesiyle desteklenmektedir. Şabat duaları
düzenli olarak yapılmaktadır. Ziyaretler için ön başvuru gerekmektedir.

Kuzguncuk Bet Nissim Sinagogu     

1840'larda Kuzguncuk'ta inşa edilen Bet Nissim Sinagogu restore edildikten sonra kullanıma açılmıştır.
Ziyaretler için ön başvuru gerekmektedir.

Caddebostan Sinagogu     

Asya yakasında artan Yahudi nüfusuna hizmet etmek amacı ile 1961'de inşa edilen Caddebostan
Sinagogu bu yakada en yoğun kullanılan sinagogdur. Ziyaretler için ön başvuru gerekmektedir.

Adalar

Büyükada Hesed Le Avraam Sinagogu     

Prens adalarının en büyüğü olan Büyükada'da (Prinkipo) yer alan Hesed Le Avraam Sinagogu yazlarını
burada geçirmeye gelen Yahudiler için sadece yaz aylarında açılmaktadır. Adaya ulaşmak için vapur veya
deniz otobüsleri kullanılabilir. Bilgi almak ve ziyaret etmek için Hahambaşılığa başvurulabilir.

Heybeliada Bet Yaakov Sinagogu     

Bu sinagog, 1940'larda Heybeliada'da (Halki) oturan 250'den fazla Yahudi ailesi için 1953 yılında inşa
edilmiştir.

Burgazada Sinagogu     

1950 ve 60'larda duyulan ihtiyaç sonucu Burgazada'da (Antigoni) 1968 yılında alınan izin ile inşa edilen
Burgazada Sinagogu diğer ada sinagoglarında olduğu gibi sadece yaz aylarında açıktır.
1938: Milletvekili Sabri Toprak Filistin ve Avrupa'dan
Türkiye'ye Yahudi göçünün sınırlanmasını ve azınlıkların
Türkçe'den başka bir dil kullanmayıp, adlarının Türk
isimleriyle ve dinlerinin Müslümanlığa değiştirilmesinin
yasaklanmasını içeren öneri sundu. Bu tasarılar diğer
meclis üyelerince reddedildi
26 Ocak 1938 tarihli Ulus gazetesi'nde geçen haberde
Celal Bayar'ın Yalova ziyaretinde söylediği sözler
aktarılmıştır:

“        Yurdumuzda bir Yahudi meselesi yoktur. Hatta hiç
azınlık sorunu yoktur. Dış etkiler altında yapmacık bir
Yahudi sorunu yaratmaya niyetimiz yoktur. Dış
cereyanların bizi etkilemesine izin vermeyeceğiz.
www.superbahis922.com